Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Sapanca’da küresel ekonomideki zorlukları değerlendirirken, Türkiye’nin şoklara karşı dayanıklılığını vurguladı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Sapanca’da düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi’nin (UEZ 2026) açılışında önemli açıklamalarda bulundu. Bakan Şimşek, mevcut savaşın küresel ekonomide yarattığı “büyük bir şok”a rağmen Türkiye’nin dayanıklılığını koruduğunu ve bu zorlu dönemi en az zararla atlatabileceğini ifade etti.
Şimşek, savaşın enerji piyasaları üzerindeki etkisinin geçmişe kıyasla oldukça büyük olduğunu vurguladı. Hürmüz Boğazı’nın petrol, gübre ve doğal gaz açısından kritik bir geçiş noktası olduğunu belirten Bakan, bu şokun boyutunun farkında olduklarını söyledi.
Geçmişteki benzer krizlerle karşılaştırıldığında petrol fiyatlarındaki artışın yüksek olduğuna dikkat çeken Şimşek, kırılgan bir ateşkesin devam etmesini umduğunu dile getirdi. Piyasaların bu kırılganlığı yansıttığını, ateşkes sürse dahi küresel ve Türkiye ekonomisi için bir miktar tahribatın söz konusu olduğunu kaydetti.
Bakan Şimşek, küresel ekonomideki gelişmelere de değindi. Savaşın getirdiği yıkım ve rehabilitasyon sürecinin zaman alacağını, ateşkes devam etse bile etkilerinin hissedileceğini aktardı. Jeopolitik olarak ne bölgenin ne de dünyanın eskisine dönmeyeceğini belirten Şimşek, ticaret savaşları, demografik dönüşüm, iklim krizi, yapay zeka ve otomasyonun dönüştürücü etkileriyle zorlu bir dönemden geçildiğini vurguladı.
İtalyan düşünür Antonio Gramsci’nin “Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğum sancıları çekiyor, şimdi canavarlar zamanı” sözünü anımsatan Şimşek, savaşların bu “canavarlar dönemini” yansıttığını dile getirdi. Savaşların diğer şoklara oranla çok daha kalıcı ve büyük sonuçlar doğurduğunu söyledi.
Türkiye’nin dayanıklı olduğuna inandıklarını belirten Bakan Şimşek, bunu geçen sene ispatladıklarını, bu sene de ispatlayacaklarını kaydetti. 2025’te yaşanan ticaret savaşları, “12 Gün Savaşı”, kuraklık ve zirai don gibi önemli şoklara rağmen programda önemli kayıplar yaşanmadan atlatıldığını ifade etti. 2023 ortasından bu yana uygulanan programın Türkiye’nin makroekonomik temellerini sağlamlaştırdığını, dayanıklılığını artırdığını ve şoklarla baş edebilecek duruma getirdiğini anlattı.
The Economist dergisinin bir grafiğine atıfta bulunan Şimşek, Türkiye’nin güçlü tamponlara, düşük makroekonomik dengesizliklere ve sağlam temellere sahip bir ekonomi olarak öne çıktığını belirtti. Orta Doğu’daki çatışmaların özellikle enerji ve doğal gaz kanalı üzerinden Türkiye’ye yansımasının, sınırlı bağlantısallık nedeniyle görece daha düşük kaldığını da sözlerine ekledi. Bu çerçevede, The Economist’in değerlendirmesine göre Türkiye, mevcut jeopolitik şoklara karşı daha yüksek bir dayanıklılık sergileyebilecek ülkeler arasında yer alıyor.
Türkiye’nin Orta Doğu’ya, özellikle Hürmüz Boğazı’nı kullanan tedarikçilere olan enerjide bağımlılığının yok denecek kadar az olduğunu Şimşek vurguladı. Doğal gazda İran’dan bir miktar ithalatın boru hatlarıyla yapıldığı için şu ana kadar etkilenmediğini, petrolde ise neredeyse bağımlılığın olmadığını dile getirdi. Şimşek, ateşkes devam etmezse veya savaş uzarsa birçok ülkede enerji arz güvenliği sorunu yaşanacağını, bu durumda Türkiye’nin bölgeye daha az bağımlı olması nedeniyle bir avantaj elde edeceğini belirtti.
Şimşek, Türkiye ekonomisinin dayanıklılığının en önemli kaynağının maliye politikasının sağlam yapısı olduğunu ifade etti. 2023’te büyük bir deprem ve EYT gibi konulara rağmen bütçe açığının milli gelire oran olarak yüzde 3’ün altına düşürüldüğünü söyledi. Türkiye’nin bütçe açığının ve borcun milli gelire oranının düşük olmasının, politika yapımında manevra alanı tanıdığını ve şoklara daha güçlü tepki vermeyi sağladığını anlattı.
Geçen sene gelişmekte olan ülkelerde bütçe açığının milli gelire oranının ortalama yüzde 6,3 olduğunu, yani Türkiye’nin iki katından fazla olduğunu belirten Şimşek, Türkiye’nin makroekonomik şoklara olan dayanıklılığının daha yüksek olduğunu kaydetti. Reel kur, faiz ve büyümede eş zamanlı yaşanabilecek şoklara karşı kamu borcunun milli gelire oranının hassasiyetinin, geçmiş dönemlere kıyasla belirgin şekilde azaldığını ekledi.
Dış açığın kritik bir kırılganlık alanı olmaya devam ettiğini vurgulayan Şimşek, petrol fiyatlarındaki artışın cari açığa doğrudan yansıyacağını ifade etti. Savaşın yalnızca enerji kanalıyla değil, ticaret ve turizm üzerinden de ekonomiyi etkileyeceğini dile getiren Bakan, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ve bölgeye yakın ülkeler açısından en temel riskin cari dengedeki bozulma olduğunu belirtti.
Şimşek, açıkta bir miktar artış olacağını ancak brüt dış finansman ihtiyacının geçmişin altında kalacağını söyledi. Bu durumun bir kırılganlık olsa da yönetilebilir olduğunu ifade etti. Türkiye’nin toplam borçluluğunun geçmiş şoklara oranla düşük olduğunu anlatan Şimşek, bu şoku en az zararla atlatabileceklerini ve Türkiye’yi yeniden güçlü şekilde konumlandırabileceklerini vurguladı.
Şokun başlangıcında özellikle uluslararası rezervler alanında önemli tamponlar inşa ettiklerinin altını çizen Şimşek, savaşla birlikte risk iştahında bir düşüş ve Türkiye’den bir miktar sermaye çıkışı gerçekleştiğini belirtti. Ateşkesle birlikte sermayenin geri geldiğini, vatandaşların döviz talebinin ise programa olan güven sayesinde oldukça sınırlı kaldığını kaydetti. Şimşek, rezerv yeterliliği anlamında oldukça rahat bir noktada olduklarını sözlerine ekledi.
Gündem, ekonomi, siyaset, spor, teknoloji ve magazin başta olmak üzere geniş kategori yelpazemizle bilgi kirliliğinden uzak, şeffaf ve tarafsız gazetecilik anlayışını benimsiyoruz. Olayların perde arkasını analiz eden özel haberlerimiz ve anlık bildirimlerimizle gündemi Tekdüze ile takip edin.
Yorum Yap